HOME TLAXCALA
The Translators’ Network for Linguistic Diversity
TLAXCALA'S MANIFESTO  WHO WE ARE  TLAXCALA'S FRIENDS   SEARCH 

SOUTH OF THE BORDER  (Latin America and the Caribbean)
IMPERIUM  (Global Issues)
THE LAND OF CANAAN  (Palestine, Israel)
UMMA  (Arab World, Islam)
IN THE BELLY OF THE WHALE  (Activism in the Imperialist Metropolis)
PEACE AND WAR  (USA, EU, NATO)
THE MOTHER CONTINENT  (Africa, Indian Ocean)

TYPHOON ZONE  (Asia, Pacific Basin)
WITH A K AS IN KALVELLIDO (Diary of a Proletarian Cartoonist)
STORMING BRAINS  (Culture, Communication)
UNCLASSIFIABLE  
TLAXCALAN CHRONICLES  
TLAXCALA'S REFERENCE ZONE   (Glossaries, Dictionaries, Maps)
LIBRARY OF AUTHORS 
GALLERY 
TLAXCALA'S ARCHIVES  

18/10/2017
Español Français English Deutsch Português Italiano Català
عربي Svenska فارسی Ελληνικά русски TAMAZIGHT OTHER LANGUAGES
 

Tlaxcala Manifestosu


AUTHOR:   Tlaxcala üyesi çevirmenler tarafından hazırlanmıştır


- Dilsel çeşitlilik ağı - Tlaxcala Aralık 2005’te internet aracılığıyla tanışan ve ortak çıkarları, hayalleri ve ortak sorunları olduğunu keşfeden küçük bir grup sanal-aktivist tarafından kuruldu. Ağ süratle büyüdü : Bugün (Şubat 2008) yüzden fazla üyeden oluşmakta ve oniki dilde çeviri yapmaktadır.

Bu manifesto onların ortak felsefesini ifade ediyor.

Dünyada konuşulan tüm diller insanlık ailesinin kardeşliğine katkı sağlamalıdır, ve sağlıyor da. Birçok insanın inandığının aksine dil sadece dilbilgisel bir yapı, belli bir sözdizim kodunda uyum  içinde birbiriyle bağlantılı sözcükler takımı değil, aynı zamanda ve de öncelikle duyularımız üzerine kurulmuş anlamların oluşturulmasıdır. Özel, coğrafi ve politik bağlamdaki kendi dünyalarımızı onunla gözlemliyoruz, yorumluyoruz ve ifade ediyoruz. Dolayısıyla, hiçbir dil tarafsız değildir ve belli bir “genetik kodun” yani kültürlerin ait oldukları izlerin taşıyıcısıdır. İlk imparatorluk dili olan Latince, Romalı sömürge birlikleri varlıklarını Avrupa’nın güneyine, Afrika’nın kuzeyine ve Ortadoğu’ya kadar genişlettiklerinde, yok ettiği dillerden arta kalanları çiğneyerek, ezip geçerek doruk noktasına ulaşmıştı. Bu yüzden Rönesans’ın başında yeni bir tahribat dalgası oluşturan ve bu kez Amerika kıtasının fethedilen halklarını ezen dilin, Latincenin genetik kızı İspanyol dilinin olması şaşırtıcı değildir.

Bir imparatorluk ve dili her zaman atbaşı gider ve tanımları gereği başkalarının sırtından geçinirler. Farklılığı reddederler. Her hakim dil, sadece kendi açısından anlattığı ve kendinden aşağı gördüğü dillerde ifade edilen görüş açılarını yok ettiği (en azından bunu yapmaya çalıştığı) tarihin öznesi mertebesine kendini konumlandırır. İmparatorluğun resmi tarih yazısı hiçbir zaman masum değildir, ve yarının tasvirine kendi dünya görüşünü yansıtmak amacıyla dünkü eylemlerini bugün haklı gösterme çabasını taşır. Roma İmparatorluğu’nun fethettiği  halkların ne acılar çektiğini kimse bilmiyor çünkü, aynı zamanda onların kültürlerinin de yok oluşu anlamına gelen mağlubiyetleri hakkında yazılı kayıtlar bulunmamakta. Buna karşılık İspanyol İmparatorluğu tarafından fethedilen Amerika kıtasının dilleri geride tanık olduklarının izini bıraktılar. 16. yüzyılın ikinci yarısında, Meksika’nın fethinden kısa süre sonra Rahip Bernardino de Sahagún, Náhua anlatıları ile (Náhuatl, Aztek uygarlığına ait en eski dil olup bugün hala Meksika’da konuşulmaktadır) pre-hispanik toplumu ve kültürü resmeden tasvirleri biraraya getiren ve bugün Florans Kodeks’i olarak bilinen bir derleme  oluşturdu.  16. yüzyılda kayda geçen – ve ilkinin aksi olgulara tanıklık eden - ikinci belge ise Lienzo de Tlaxcala’dır. Melez Diego Muñoz de Camargo bu anlatısını, atalarının (Tlaxcaltèque asillerinin)  ürettiği ve hem Hernán Cortés’in gelişini hem de conquistador'lar (16. yüzyılda Meksiko veya Peru fatihlerine verilen ad) tarafından yok edilen ve yerine Meksika şehrinin kurulduğu Aztek İmparatorluğu’nun başkenti olan Tenochtitlans’ın düşmesini anlatan freskler üzerine kurgulamıştı. Tlaxcala o dönemde Aztek İmparatorluğu Tenochtitlan’a rakip bulunan ve Cortes’e onun yok edilmesinde yardımcı olan bir şehir devleti idi. Aslında bu kendi idamını imzalamak anlamına geliyordu. Çünkü bu mağlubiyetten doğan yeni İspanyol İmparatorluğu (ister İspanya hükümdarlığının yandaşı ister düşmanı olsun) - sahtekarca pre-kolombik olarak nitelenen - tüm yerli halkları kendi boyunduruğu altına almaktaydı ve sonuç olarak bu zafer bu insanlara ait kültürlerin ve dillerin nerdeyse tamamen kayboluşuna neden oldu.

Günümüzün hakim gücü resmi dili İngilizce olan Amerika Birleşik Devletleri’dir. Bir hakim /imparatorluk dilinin davranış özelliklerine sadık bir biçimde, İngiliz dili de bugün kendi kuralını dayatmakta. İngiliz dilinin etkisi altında ülkeler ve bölgelerin tamamı kendi öz dillerini kaybettiler ya da etmek üzereler. Filipinler ya da Porto Riko bunun sadece iki örneğidir. UNESCO’nun araştırmalarına göre, İngilizce, Fransızca, Portekizce ya da bir ülkede çoğunluğun kullandığı dillere yüklenen yanıltıcı prestij yüzünden her iki haftada bir yerel bir dil ölüyor.

Elbette küresel iletişim çağında karşılıklı tanışmayı kolaylaştırmak için bir lingua franca,  bir ortak dil kullanmanın olumsuz bir yönü yok, fakat bu dil -bilinçli ya da bilinçsiz şekilde- onu karakterize eden üstünlük ideolojisinin aracı ise ve aynı zamanda bu üstünlüğü “kendinin astı - altı” olarak gördüğü dillere yani diğer hepsine karşı küçümseyerek gösteriyorsa çok zararlı olabilir. Üstünlük kompleksi hakim dilin ya da ona bağlı bir dilin daimi refakatçisidir. Ve bu üstünlük o dille öylesine eştözlülük gösterir ki, daha iyi bir dünya için mücadele eden ingiliz militanlar arasında bile ortaya çıkar. Kullandıkları yayın organları bunun en somut kanıtıdır. Yayınladıklarının tamamı içinde “alt” dillerden yapılan çevirilerin sayısının oranı çok düşüktür. Tek sorun İngilizceden diğer dillere yapılan çevirilerin aşikar fazlalığı değildir ; aksi yöndeki çevirilerle ilgili aynı saptamayı yapmanın mümkün olmaması başlı başına bir problem oluşturmaktadır. Şu ana kadar böylesi bir tutarsızlığı kabul ettiğimiz için hepimiz suçluyuz.

Dilsel çeşitlilik ağı Tlaxcala, ona adını veren talihsiz şehir devleti için post modern bir saygı olarak doğdu. Tlaxcala devleti daha güçsüz bir imparatorluğa, Náhua’ya karşı savaşmak için, bir İmparatorluğa, İspanyol olana, güvenmekle trajik hatayı işlemiş ve  hiç kimsenin, hiçbir zaman İmparatorluklara – hiç birine – güvenmemesi gerektiğini, çünkü onların astlarını sadece tek bir amaç için, kendi hedeflerine varma yolunda  bir basamak olarak kullandıklarını  ancak çok geç öğrenmişti. Tlaxcala çevirmenleri, dünyanın her yerinde, Tlaxcalteklerin yitik yazgılarının intikamını almak istemektedirler.

Tlaxcala’nın çevirmenleri farklılığa, ötekinin görüş açısını anlamanın gerekliliğine  inanırlar. Ve bu nedenle, İngiliz dilinin emperyalizmini, bugün metinlerini bu hakim İmparatorluğun etkisinin duyulmalarına izin vermediği dillerde yazan yazar, düşünür, karikatürist ve militanların sesini  mümkün olan her dilde (İngilizce dahil olmak üzere) yayınlayarak, ortadan kaldırmaya karar vermişlerdir. Yine aynı yolla, Tlaxcala, İngilizce bilmeyen okurlara bugün marjinalleşmiş olan ya da şimdiye dek çok kısıtlı çevrelerde yayınlanan ve neredeyse ulaşılamaz durumdaki ingiliz yazarların düşünceleriyle karşılaşma imkanını sağlamaya çalışacaktır.

İngiliz dili sahip olduğu bilgi işlem aygıtı konumuyla küresel bir güç yapısı gibi işliyor. Dünya dillerini ve kültürlerini, temsil ettiğini öne sürdüğü dünyadan izin almayı bir an bile düşünmeksizin, kendi imajına ve arzusuna göre formatlıyor. Tlaxcala’nın çevirmenleri bu söylemin efendilerinin yenilebilir olduklarına inanıyor ve bu aygıtı bozmayı umuyorlar. Onlar dünyanın,  çok kutuplu, çok dilli ve hayatın kendisinin olmayı başardığı gibi çok çeşitli olmaya doğru yol aldığına kaniler. 

Tlaxcala'nın metinleri seçme işlemi Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nin temel değerlerini yansıtır, bireyin hakları ve onuruna kesin ve tam bir saygıyı  hedefler. Tlaxcala’nın üyeleri anti-militarist ve anti-emperyalisttirler ve “neo-liberal” kapitalist küreselleşmenin karşısındadırlar. Ne medeniyetler ayrılığına ne de bugün terörizme karşı yürütülen emperyalist haçlı seferine inanırlar. Irkçılığı ve, doğal ve özgür seyahati, Gezegenimizin halkları ve dilleri arasında alışverişi ve paylaşmayı engelleyen – gerçek anlamda ya da dilsel anlamda – duvarları ve elektrikli engelleri mahkum ederler. Öteki'ne değer vermeyi, onu kabul ve takdir etmeyi ve ona saygı göstermeyi geliştirmek ve de artık Tarih'in bir nesnesi olmaktan çıkıp, tam bir eşitlik içerisinde, tarihin öznesi olma arzusunu dile getirmeyi amaçlarlar. Bu çaba gönüllü ve karşılıksızdır. Tlaxcala tarafından halka sunulan tüm çeviriler “Copyleft” niteliğindedir : ticari olmayan amaçlarla, kaynağın belirtilmesi koşuluyla, başka yerde kullanılabilir.

Bütün dillerin tercüman ve mütercimleri, birbirinizle bağlantı kurun ve birleşin !  Hedeflerimizi paylaşan sizler, gök kuşağının her renginden webmaster'lar ve blogcular, bizimle iletişim kurun !

***

Manifestomuzu yayınlamak için 21 Şubat tarihini seçmemiz bir rastlantı değildir. 21 Şubat, 50’li, 60’lı ve 70’li yıllar boyunca, dünya anti-sömürgecilik ve anti-emperyalizm günü olarak kutlandı.

“Kendisi için bir tek anavatanında gömüleceği yeri talep eden insandır dinlenilmeyi, daha da önemlisi, inanılmayı hak eden.” Bu sözlerin sahibi Augusto Cesar Sandino, Nicaragua’da başa geçecek olacak diktatör Somoza’nın talimatıyla 21 Şubat 1934’de öldürülmüştür. Ona Hür İnsanların Generali denilmekteydi ve bir gün önce imzalanan barış anlaşmalarına göre, zora başvurmadan ülkenin kuzeyinde bir köylü kooperatifine geri çekilmeyi taahhüt etmişti. Sandino, Nicaragualıların vatanseverliğine ilham olan paradigma, askeri müdahaleye ve ülkesinin Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgaline karşı inatçı bir direnişteki ulusal onurun ruhunu sembolize eder. Onun köylü ve işçilerden oluşan “Ulusal Egemenlik Savunma Ordusu”, emperyalizme ve diktatörlüğe karşı, sopalarla, kendi iş aletleriyle, paslanmış tüfeklerle, çivi ve taşlarla doldurulmuş konserve kutularından yapma bombalarla savaşmıştır. Sandino'nun askerleri düşman uçaklarını taş atarak bile düşürmeye ve de özellikle  her şeye ve herkese karşı ahlaki değerleri ve ülkelerine karşı sınırsız bir sevgiyi, satılmış bir ordunun  ve kendilerinden yüz kat daha üstün bir işgal ordusunun karşısında, muhafaza etmeye   muktedirdiler. Sandino, Nikaragua ve Latin Amerika’daki sıradan insanları ve sömürülenleri temsil ederek, köylülüğün ulusal özerklik için zafer dolu bir direnişi örgütleyebilecek güçte olduğunu kahramanca kanıtladı. 


 “KURTARICILAR MI ?”

O gün, 21 Şubat 1944 günü, Paris sabahın erken saatlerinde uyandı ve duvarlarını büyük kırmızı posterler ile donatılmış buldu. Afişler Fransız topraklarında Nazilere karşı ilk direniş hareketi olan “Francs-Tireurs et Partisans – Main-d'oeuvre Immigrée de Paris (FTP-MOI)” (Paris silahlı halk ordusu, partizanlar ve Göçmen işçiler) grubunun 23 üyesinin Valérian Dağı surlarında gerçekleşecek olan idamını ilan ediyordu. Grubun lideri Missak Manouchian, 36 yaşındaydı, Ermeni Soykırım’ından sağ çıkmıştı ve bir göçmendi. Nazi askeri mahkemesi önündeki alelacele yapılan yargılanmasına iştirak eden ve onu bir “pis yabancı” olarak niteleyen Fransız işbirlikçilerine, “ Size Fransız vatandaşlığı miras kaldı, ben onu hak ettim” diye yanıt vermişti. 

21 Şubat 1952 tarihinde, onbinlerce öğrenci, aydın ve emekçi, Bengalilere Pakistan'ın tek resmi dili olarak Urdu dilinin dayatılmasını protesto etmek için, o dönem Doğu Pakistanı'nın bugün de Bengladeş'in başkenti olan Dacca sokaklarına indi. Öğrenciler yürümeye yeltendikleri anda polis ateş açtı ve aralarından dördünü o gün, ve en az yedisini de takip eden iki gün içerisinde öldürdü. Bunun üzerine eylem bir halk ayaklanması haline dönüştü ve sonuçta, Nikson yönetimince desteklenen ve XX.inci yüzyılın en kanlı etnik temizlik harekatlarından birinin bitiminde, Pakistan'dan ayrı bir Bengladeş ortaya çıktı. O tarihten bu yana Bengladeş halkı Ekushey'i ( Ekush : Bengalice 21, Ekushey : ayın 21'i, o gün), Bangla/Bengali dilinin zengin mirasını korumak amacı ve endişesiyle Şehitler Günü olarak anar. 2000'de UNESCO, bu eylemin saygı veren anısına, 21 Şubat'ı Evrensel Anadili Günü ilan etmiştir. (21/02/2009 tarihinde eklenmiştir).

“Şehitlik zamanı gelmiştir, ve ben de şehitlerden biri olacaksam eğer, bu, ülkeyi kurtarabilecek tek şey olan kardeşlik davası için olacaktır”. Bunlar Malcolm X’in, 21 Şubat 1965 günü Harlem’de bir miting sırasında, 1963’de Afro-Amerikan Birlik Örgütü’nü kurmak için terk ettiği Nation of Islam örgütünün üç üyesi tarafından öldürülmeden önceki son sözleriydi. Nisan 1966’da Malcolm X'in katilleri müebbet hapse mahkûm edildiler fakat cinayeti planlayanlardan -  İmparatorluğun Sahipleri- , bir çoğu tamamen cezasız kaldı.

Malcolm X, El Hac Malik al-Şahbaz, asıl adıyla Malcolm Little, 39 yaşındaydı. Mekke’de, dünyanın her yerinden ve her kökenden gelmiş hacılarla karşılaştığı ve evrenselliği keşfettiği hac yolculuğundan yeni dönmüştü. Nation of Islam’dan ayrılmasının nedenlerinden biri onların ABD’nin güneyinde bağımsız bir siyahi devlet kurmak için görüşmeler yapmak amacıyla Ku Klux Klan ile bağlantıya girmiş olmasıydı. Tıpkı dönemin en berbat antisemitistlerinden, Yahudi devleti projesine destek dilenen Siyonismin kurucusu Theodor Herzl’in yaptığı gibi.

Bu anma gününde, biz de Tlaxcala’yı halkların onuru için mücadele etmiş bu üç kahramanın - Sandino, Missak Manouchian ve Malcolm X’in – değerli himayelerine emanet ediyoruz.

Cyberespace, 21 Şubat 2006

Manifestoyu imzalayanlar :

ALMENDRAS Nancy Harb
ANGUIANO Rocío
BOCCHI Davide
DÍEZ LERMA José Luis
GIUDICE Fausto
HAUN Agatha
HIRSCHMUGL Eva
INDA Elaine
JUÁREZ POLANCO Ulises
KALVELLIDO Juan
MANNO Mauro
MARTÍNEZ, Miguel
NOZAL, Abbé
PÁRAMO Ernesto
RIZZO Mary
SANCHIS Carlos
TALENS Manuel
TARRADELLAS Àlex
VITTORELLI Manuela
ve diğer 115 imzacı


Diğer dillerde Manifesto :           
                                                   
                                                                   


TLAXCALA'S MANIFESTO: 14/01/2010

 
 PRINT THIS PAGE PRINT THIS PAGE 

 SEND THIS PAGE SEND THIS PAGE

 
BACK TO LAST PAGEBACK TO LAST PAGE 

 tlaxcala@tlaxcala.es

PARIS TIME  15:9